Kırıla döküle İstanbul ağzı konuşmaya çalışmak

Bir kavramı ya da bir bütünü ifade etmeye çalışan kavramlar topluluğunu, bazı terimleri ve değişik bilgileri aklında tutmanın erdem olmadığını veya bunları bilememenin erdemsizlik olmadığını bu toz duman içinde açıkçası ben yeni kanıksayabildim. Bildikleriyle bir yere gelen insandansa bildiklerini bir yere getiren insanın yeğ olduğunu, güzel konuşan, güzel düşünen, hayal kurabilen insanın yeğ olduğunu  daha yeni yeni benimseyebildim.  Burada hemen güzel konuşmanın konuşma şekli ya da üslubuyla ilgili bir şey olmadığını fark ettiğimi de belirtmek zorundayım. Güzel konuşmak demek, kırmadan incitmeden, acıtmadan, iftira atmadan, aldatmadan konuşmak demektir. Yoksa güzel konuşmak demek sadece kırıla döküle İstanbul ağzı konuşmaya çalışmak demek değildir. Bu yaklaşım tarzımızı ve düşünce şeklimizi ıslah etmediğimiz sürece “hay hay, peki, tamam beyim, ağam, hocam deyip telefonu kapatır kapatmaz sövüp sayan yüz binlerce yeni dalkavukça tip yaratmaya devam edeceğiz. Sonra bir gün meşhur Matrix serisinde Neo’ya karşı her gördüğünü kendine dönüştürerek amansızca çoğalan Ajan Smith gibi dönüşüp duran bu tipler karşısında Neo’larımız kaybetmeye mahkum olabilir. Benden söylemesi..

Abdulkadir Kızıltaş

Üçler, yediler kırklar..

Sahiden öyle midir? Eski şairlerimizin, ozanlarımızın dediği gibi hava onlar üzgün olduğu için mi bozuktur. Sevgili şöyle bir göründü diye mi güneş açmış, pırıl pırıl bir güne uyanmıştır insanlar. Öyle tuhafım ki, sizin gerçeklik dediğiniz şey bana o kadar batıyor ki, bir fırsatını bulsam handiyse inanacağım vallahi. Düşünsenize şöyle bir dünyadayım. Moralim bozuk yürüyorum, hava da bozdu. Benden olmasın sakın? Hem benimle hiçbir alakası yoksa havaların, benimle ilgilenmiyorsa havalar, sıcağından, soğuğundan bana ne! Ben niye onunla ilgileneyim. Mevsimsiz de yaşayamaz mı insan? Her mevsim sen olursun olur biter.  Gülersin güneş açar, ağlarsın bulutlar toplanır yağmur yağar, kızarsın şimşekler çakar tepeme, küsersin bana her yer buz olur donar yüreğimde. Dedim ya sizin gerçeklik dediğiniz, dünyam diye bağrınıza bastığınız, benimsediğiniz şeyler bana çok batıyor. Fırsatını bulsam adımı deliye gtümü çalıya koyarım. Çıkar giderim aranızdan üçlere, yedilere, kırklara karışırım vallahi..

Abdulkadir Kızıltaş

Mühürlü

Ey suyla undan olan çamuru
Ekmek yapan ateş
Ve ey suyla topraktan olan çamuru
İnsan yapan aşk
Zahidler zatına Allah der
Rindler adına Tanrı
Hamuşların dudakları
Ateş-i aşk narıyla dağlı
Mühürlenmiş lebleri
İçinde saklı kalmış
Ab-ı hayatları..

Abdulkadir Kızıltaş

Kakmuk

Bazı kitaplar sizden bir şeyler çalar, sonra sizden aldığı şeyleri üzerine sizde olmayan şeyleri de ilave ederek iade eder. Bazı insanlar sizden bir şeyler çalar. Sonra sizden aldığı şeyleri yetersiz bulur yine çalar, yine çalar, yine çalar. Ta ki sizde artık çalınacak bir şeyler kalmayana kadar. Sonra yine bazı insanlar, sizden geriye kalan posayı kendinden bir kakmuk da ilave ederek iade eder. Kakmukla bulaşık bir posa haline gelmiş ömrünüzle özgürsünüz. Sizin için her şeyin en iyi olsun tabi..

Not: Henüz tdk nin sözlüğüne girmemiş olduğundan dolayı küçük bir tanımlama yapmalıyım. Kakmuk: Balgam ve tükürük karışımı bir sıvı. Hııııııpp diye genizden çekilerek kuvvetle muhatabın olduğu yöne doğru ağızdan fırlatılan milli sıvı. Kakmuk.

Abdulkadir Kızıltaş

Kabus

Hayatları baştan aşağı korku, felaket, hastalık, fakirlik ve daha birçok talihsizlikle örülü insan evladının en ilginç, en trajik hallerinden biri de, bu durumlarının farkında değillermiş gibi görünmeleri, dahası ve en üzücü tarafı ise, birbirlerine gördükleri kötü rüyaları anlatıp endişeye kapılmalarıdır.

Abdulkadir Kızıltaş

Sevgili blog yazarı arkadaşlarım

Sevgili blog yazarı arkadaşlarım, birçoğunuzu severek takip ediyorum ve yazılarınızı beğenerek okuyorum. Ya kişisel bilgisayarımdaki/telefonumdaki bir problemden ya da wordpressin kendinde olan bir problemden dolayı severek takip ettiğim birçok arkadaşı takip etmediğimi fark ettim. Önceleri bir iki  örneğine rastlayınca yanlışlıkla elim değmiştir diye düşündüm. Fakat bu sayının arttığını görünce problemin başka yerde olduğunu düşünmeye başladım. Birçoğunuzu tekrar tekrar takibe aldığımdan, takibi bırakıp bırakıp yeniden takibe aldığımı düşünmeyesiniz diye, akli sağlığımdan şüphe etmeyesiniz diye bu notu düşüyorum:) Henüz akıl sağlığım yerinde gibi:) Hepinize sevgilerimi iletiyorum, kaleminiz güçlü olsun dileklerimle..

NOT: Ayrıca bu sorunu yaşayan başka arkadaşlar varsa, beni aydınlatabilirler.. 🙂

Abdulkadir Kızıltaş

Gözlerin gözlerimin yokluk ikizi

Gözlerin olmuş iken
Gözlerimin yokluk ikizi
Ben bir garip sandal idim
Sen kaçak dokunuşlar denizi.
Gel zaman git zaman
Gark olmuş idim ben
Ateş-i aşkın deryasına
Ne söylersen söyle
Sesin kısa düşer
Yetişmez idi bana.
Kalan geriye gayri
Aşkın unutulmuş sözleri
Sen ey bahr-i aşkın
Kenarındaki dilberi.
Ummazdım..
Altım sonsuz asilik,
Üstüm ebedi mavilik
Batarken o vakit
El salladı biri
Mendil attı öteki..

Abdulkadir Kızıltaş

Ey Anadolu Çocuğu..

Keskin bir zekanın en büyük düşmanı müthiş hassas bir kalptir. Sanıldığı gibi uyum içinde falan çalışmazlar. İnsanın yüzünde seninki gibi, ey Anadolu çocuğu, acı içinde, arayış içinde, ağlamaklı bir ifadenin oluşmasına sebep olurlar. Bu ikisi -keskin bir zeka ve müthiş hassas bir kalp- büyük dehaların özelliği falan da değildir. Bazen öyle bir başın döner ki, düz yolda sağa mı yoksa sola mı gideceğini şaşırırsın.

Abdulkadir Kızıltaş