Aydınlık, çok aydınlık..

Gerçek çok aydınlıktır. Fakat sanılanın aksine yalan, aydınlığı daha çok sever ve onu daha çok istimal eder. Kamaşmış gözlerin ardına saklanmayı sever yalan. Karanlık masumdur. Kapa gözlerini. Çabuk kapa. Sadece beyninde rahat edebiliyorum. Karanlık masumdur. İçinde yalana yer yoktur.  Gerçeğe de olmadığı gibi..

Abdulkadir Kızıltaş

Reklamlar

Sigara

 

Tepe taklak düştü bir sigara
İçi bir miktar hayat
Bir miktar da çay dolu olan bardağa
Tepetaklak gitti bir sigara
Cız
Söndü bir sigara
Cız
Tükendi bir sigara
Cız
Gark oldu bir sigara
Cız, cız, cız
Vakitsizce cız
Vakitli vakitsiz
Okuduğum şiir kitapları gibi
Bitti bir sigara
Cız..
Oysa ki ben
Bütün şiir kitaplarımı tersten okumuştum
Ne alaka
Tersten içmiştim bütün sigaralarımı
Tersten bakmıştım hayata
Hele çocukken
Ne çok yapardım
Ne değişti ki
Yedisinde neyse
Yetmişinde de o
Tepetaklak..
Ne ise işte
Bardağımda bir miktar çay
Bir miktar da hayat var hala
Hadi üzme kendini
Bir sigara daha yakarız
Olur biter
Güneş batmışsa batmış
Dert mi yani
Allah başka dert vermesin
Hadi
Giy de gel balkona
En sevdiğin çoraplarını
Bir sigara içimi olsun
Dünyamızı seyredelim
B.konu çıkarmadan durmayacağım ben
Biliyorsun
Cız
Hadi
Hep öyle olmadı mı?
Bırakalım sabaha kadar
Bir şiir daha demlensin
Hadi dedim
Ne zamana kadar böyle deme lütfen
Bütün reseptörlerim çarpı olana kadar
Biliyorsun
Hadi dedim gel, üzme beni..
Zaten bu işin başı sonu hep
Cız
Bekliyorum
Cız
Ben de seni
Cız..
A.Kızıltaş

 

KAFANI YORMA

Bazen abi İhsan kim, Mustafa kim diyenler oluyor. Bunlar benim kafamda yaşayan insanlar. Roman kahramanlarım yani. Yayımlanmamış bir iki roman dosyamdan fırlamış, pırtlamış, hortlamış bir takım karakterler bunlar. Sizin gibi değiller yani, sizden değiller, bendenler, sizinle bir ilgisi yok, kimse üstüne alınmasın. Diğer Mustafalarla, İhsanlarla ilgisi yok bunların. Bunlar ayrı. Tamam neyse. Kendimden bir alıntı yapıyorum.

“Mustafa dalar gene. Bu gariban ahlakını da hiç terk edememiştir. Ne yapsa da gözlerinin bir köşeye takılmasına, dalıp gitmesine mani olamaz. Düşünür. Düşünür Mustafa. Allah onu da bu dünyaya düşünmesi için göndermiş anlaşılan. Git, aralarına karış, kendini belli etme, onlar gibi olmadığını ulu orta her yerde söyleme, düşün, gece gündüz düşün, beni düşün, sevdiğin kızı düşün, anneni düşün, İhsan’ı düşün, insanları düşün, dünyayı düşün, “bütün bunlar niye” diye düşün, “ne oluyoruz” diye düşün, yaşamı düşün, ölümü düşün, öldükten sonra ne olacağını düşün, ben var mıyım, yok muyum onu düşün, (tabi ki de varım ama sen yine de düşün), memleketi düşün, memleketleri düşün, yapabileceklerini düşün, yapabileceğin şeyleri aslında nasıl da yapamayacağını düşün, kolunun kanadının nasıl da kırıldığını düşün, düşün Mustafa, düşün, düşün, düşün, çıkmaza girersen kelimeleri düşün, kelimeleri sırf sen daha iyi düşün diye yarattım zaten, bazıları anlaşmak için, iletişim kurmak için kelimeler var zanneder, yok öyle bir şey Mustafa, zavallılar, bu kadar basit şeyler için kelimelere ne gerek var, bilakis kelimeler anlaşılmamak için daha uygundur, düşün Mustafa, aldırma sen onlara, kelimelerimle düşün, “istersen içe dönük olabilirsin”, düşün Mustafa, kelimeler de, yazı de, sayfalar de, söyle, boş sayfalar, dolu sayfalar, düşün Mustafa, ben de yardımına geleceğim birazdan, seni pek de ilgilendirmeyen bir ülkedeki kargaşa hakkındaki son sözlerimi de söyleyeyim, gelip sana yardım edeceğim, ilham vereceğim sana söz, Allah benimle diye çaka satma yalnız, bir takım mutasavvıflar gibi burada Allah’tan başka kimse yok falan da deme, sakın ha, sonra keserler seni kıtır kıtır alimallah da, kimsecikler bir şey yapamaz, beni karıştırma, ben ne yapıp ne yapmayacağımı çok iyi biliyorum, insanlar ne zamandan beri yaratanlarına akıl verir oldular, ne zamandan beri bu kadar küstahlaştı her şey Mustafa, bazen yetti artık deyip sura üfletesim gelmiyor da değil hani, düşün Mustafa, beni düşün, insanları düşün, sevdiğin kızı düşün, anneni düşün, İhsan’ı düşün, garibim gözünün içine bakıp duruyor bir bardak daha alır mısın diye, alırım İhsan, bir değil bin bardak daha alırım, doldur sen korkma, düşün Mustafa,  yapabileceğin tek şey bu. Sonra çık, tekrar bana gel.

            Sayfalar İhsan, sayfalar, sayfalar, dolusu, boşu İhsan, her yerdeler, sayfalar içine ne yazılacağından habersiz İhsan, sayfalar tedirgin, sayfalar yorgun, sayfalar kirli, sayfalar sonumuz olacak İhsan. Nasılız İhsan, güzel miyiz sence? Güzeliz değil mi? Yüreğinde bir kadının acısı olan her adam güzel adamdır İhsan.

            İhsaaaaan! Tımarhaneler deli, hastaneler hasta, mahkemeler suçlu olduğunu kabul etmeni istiyor. Yoksa sana yardım edemezlermiş. Bazı ön kabullere ihtiyaç varmış. Bense çaresizce, yarım yamalak İngilizcemle “letmigopiliis” diyip duruyorum İhsan. Bizi ne kadar çok saçmalığa, ne kadar çok Türkçe dublaj yaşamlara maruz bırakmışlar İhsan. İnsan maruz kaldığı şeyin mazuru mudur İhsan? Böyle bir söz var mıdır? Yok mudur? Nasıl yoktur? Daha az evvel ben söyledim ya İhsan. Sen bana nasıl yok dersin! Ya varsa, ya varsam. O zaman ne olacak İhsan! Sen benim daha az evvel söylediğim bir söze nasıl yok dersin İhsan? Az evvelin de karnı ağrısın, bunu bana nasıl yaparsın İhsan?

Özür dilerim İhsan. Sesimi biraz yükselttim sana karşı. Biliyorsun biraz öfkeliyim, biraz deliyim, biraz da çaresiz bir hastalıkla malülüm, nazım bir sana geçiyor İhsan. Affet beni. İnanma kimseye. Benden başkasını dinleme. Bizim kimseye ihtiyacımız yok İhsan. Sakın kanma onlara. Nevırgivap İhsan. Ben seni biliyorum, Allah seni biliyor, …mişim arta kalanını yorma kafanı İhsan.”

A.Kızıltaş

GÜNCE

1.03.2018

Günce yazacağım dedim. Her gün yazacağım dedim.

Bir güncede insan daha çok kendinden bahseder. Ama ben kendimden bahsetmek istemiyorum. Neden “günlük” değil de “günce” kelimesini kullandığımdan bile bahsetmek istemiyorum. “Günce” diye hayali okuyucularına “deneme” yazıları kakalamaya çalışan biri olmak istemiyorum.  Edebi türler arasında kesin bir ayrıma varamayan, kararsız ve biraz da cahil, güncel-popüler bir takım yazarlar gibi de olmak istemiyorum.

Kızımın adı Gülce ve bir gün kızımın adıyla bir kitap yayımlayacağım. O gün gelmeden “Günce” diye bir kitap yayımlayabilirim. Tabi yayıncıların gönlünü edebilirsem. “Günlük” değil de “günce” kelimesini kullanmanın tek nedeni bu. (Öyle sandığınız gibi bir takım alternatif kelimelerle artistlik yapmak değil, aslında entelektüellik yapmak diye de bir tabir kullanılmalı, dili zenginleştirmeye mi çalışılmalı ne?) Kafiye takıntısı, göze hoş görünme hevesi, bu kelimeyi kullanmamın sebebi işte bunun gibi şeyler.

İstesem size basit bir takım tercihlerimin altındaki temel nedenleri açıklamam. İstesem binlerce sayfa yazar ama her şeyi gizlerim. Kimse de bana bir şey diyemez. İstesem lafı uzatır hiçbir şey anlatmadan, bir sürü şey anlatırım. İstesem, aşk, sevgi, Allah, kalp, yürek ya da tam tersi …tir, amk, piç, .öt gibi kelimelerin cazibesini kullanarak sizleri aldatır, (belki avlar, tuzağına düşürür mü deseydik) binlerce sayfa yazı yazarım. Ama ben sahtekar mıyım? Bilmiyorum ama olmak istemiyorum. Her neyse!

Kafiye takıntısının ciddi akıl hastalığı belirtilerinden olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız bilin. Hayranı olduğunuz, kitaplarını elinizden düşürmediğiniz yazarları, gerçek hayatta evinize bile almak istemeyebilirsiniz. Onlarla herkese açık bir kafede oturmak birçok açıdan daha güvenli olabilir. Bir yazarla aynı evi paylaşmak büyük travmalara neden olabilir. İşte böyle. Davulun sesi uzaktan hoş gelir.

A.Kızıltaş

GÜNCE

2.01.18

Başımı alıp da nereye gitsem, orada benden önce gezinenlerin ayak izlerine rastlıyorum. Bu yargının bile bir başkasının ayak izi olması, bir paradoks olabilir mi?

Çocukluğumda ve ilk gençliğimde güler yüzlü ve insansever bir cinstim. Sonraları ne olduysa oldu, yere batsın hümanizması da (zaten üstüne koka kola dökülmüştü) gayri diyecek kerteye geldim.

Bazen bütün o hissedilen şeyler, korku, heyecan, bekleyiş, umut, gözyaşı, falan filan ne varsa hepsi boşa gitmiş gibi hissediyorum. O kadar yaşanılan, olan biten şeyler boşa gitmiş gibi hissediyorum bazen. Boşa gitmesin diye yazıyorum.

İnsanlarla tanışırsın, birlikte vakit geçirirsin, hatıraların olur, sonra bu hatıralarla ne yapacağını bilemezsin. Çünkü olur olmaz aklına gelip dururlar. Müsait misin, gelebilir miyiz, aklına geleceğiz ama ortalık derli toplu mu diye sormazlar. Böylelikle hatıralar iyice birikir ve şimdikizamanişletimsistemi kasar, sonra bir gün öyle bir yığılır, öyle bir çullanır ki üstüne, içinde bulunduğun anı, içinde bulunduğun an olarak yaşayamaz olursun.

Acırsın, incinirsin, kahrolursun, göğsüne bir bıçak saplanır, ölecek gibi olursun, sonra da olur böyle şeyler, o kadar da çok canım yanmadı bence der, üstünü kapatırsın ya inkisarların, işte öyle bir şey bazıları için yaşamak.

“ Kendilerine yazık edenler zamanın her şeyi nasıl halledeceğini bilemeyenlerdi.” Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay.

Biraz daha bekleyemedi, yazık etti, çok üzdü kendini, olup bitenleri, var oluşsal bir takım arızaları çok fazla kafaya taktı ve kitaplarının başarısını göremeden gitti “canım Oğuz”.  Oysa insanlar yeni ve güzel şeylere ilkin domuz gibi kayıtsız kalırlardı “canım Oğuz”. Senin “canım insanlar” dediklerin kayıtsız bir güruhtu “canım Oğuz”. Biz de az değiliz hani! Sağlığında hiçbiri ikinci baskısını yapamayan kitaplarını kapış kapış alıyoruz, her yerde senden bahsediyoruz, yeni yetme birçok yazarımız senden ilham alarak yazıyor, ben de onlardan biriyim, bütün bunlar hep sen gün yüzü görme diye, nasıl olsa ölüp gitmişsin, bulunduğun yerde bu duruma sevinemezsin diyeydi. Hayat kötü bir şaka gibi, sen de az kötü şaka yapmadın hani, ölüm gerçek bir dram “canım Oğuz.

A.Kızıltaş

BİRKAÇ GÜNLÜK BİR GÜNLÜK (ISITIP YERSİNİZ)

30.12.17

Galiba tarih atsam daha iyi olacak. Çok kötü durumdayım. Ne zaman iyi durumda oldum ki?

“..olağan dehşetten kaynaklanan inlemeler..”

“..hayli makbule geçen bir sessizlik..” C. Y. D. Huxley

Kelimeler bitti. Sadece yaşıyorum. Olup bitenler, belirsizlik ve endişe… duygularımı… yazamıyorum! Dehşete kapıldım, kapıl bana hayatını berbat et! Korku ve endişeden başka, belirsiz kaygılardan başka bir şey hissetmiyorum. Gelecekte bir gün bu yazdıklarımı okuyup da kendime acırım umarım. Çünkü kişi ancak kendisinden daha kötü durumda olduğunu düşündüğü kişilere acır.

            Olup biten şeyler çok ağır gelmeye başladı. Bu sürünceme… küfür edesim geliyor, “şüşşş” çok ayıp diyorlar. Umudumu değerinin çok çok altında bozdurdum. O da bitti. Bozdurup harcayacak hiçbir şeyim kalmadı. Biyografik yazılar yazıp tükenen basit bir yazar değilim ben. Yazar bile değilim ben. Kitaplarım yok benim. Tükendim. Gerçekten tükendim. Tükenmeden önceki hallerim bile tükendi. Zoraki yazıyorum.

30.12.17

            Para eden aşklar mezbelesinde beş kuruş etmeyen platonik bir sevda masalı anlattım. Dosya mı birkaç yayın evine gönderdim. Bakalım ne olacak? Yok canım neden geri çevirsinler ki? Biz de insan değil miyiz? Bizim de yazar olmaya hakkımız yok mu?

31.12.17

            Ermiş, varmış, olmuş olmak istiyorum. A tamam ben bu oyunu biliyorum demek istiyorum. Sakin olmak istiyorum. Öfkeleneceksem öfkelendiğime değsin istiyorum. Bir çeşit evliya olmak istiyorum. Kül yutmamak istiyorum. Müzahrefat yememek istiyorum. Kanmamak istiyorum. Kandırmamak istiyorum.

            Çocuklarının büyük bir sabırsızlıkla büyümeyi beklediği ülkeler üçüncü dünya ülkeleridir. Çocuk olmanın lüzumsuz bir şey olduğunu düşünen yetişkinlerin olduğu ülkeler üçüncü dünya ülkeleridir. Büyüklerinin inatla çocuk olmayı özlediği ülkeler birinci dünya ülkeleridir. Benim siyasi görüşüm işte böyle.

            Madem tarih de atıp duruyoruz. Günlük gibi bir şey olsun o zaman bu. “Tehlikeli Oyunlar”ı okuyorum şimdi. “Tutunamayanlar”ı ve “Bir Bilim Adamının Romanı”nı okumuştum daha önce. “Tutunamayanlar”ı üç kere kuşatmış dördüncüsünde ele geçirmiştim. Üçüncü kuşatmamda son elli sayfa kaldığı halde yenik düşmüştüm. Her kuşatmada kitaba baştan başladım. Dördüncü kuşatmamda baştan sona okumayı başardım.

Otuz bir yaşındayım ve “Tehlikeli Oyunlar”ı yeni okuyorum. Sizin gibi doğuştan-çocukluktan-ilkokuldan-bilemedinliseden beridir entelektüel değilim. Yaşım otuz bir olmuş belli başlı kitapları yeni yeni okuyorum. Huxley’in bazı kitaplarını da yeni okuyorum. “Ses Sese Karşı”yı bitirdim geçen, şimdilerde elimde “Cesur Yeni Dünya” var. Orhan Pamuklar, Tanpınarlar, Safa’lar, (Peyami, nedense Pamuklar, Tanpınarlar deyince sorun olmadı da Safalar deyince bir belirsizlik oldu) Aliler (Sabahattin), yabancılarıdan Tolstoylar, Dostoyevskiler, Gorkiler, Proustlar, (gururla yedi ciltlik dev serisini okuduğumu belirtebilirim) Celineler, Canettiler falan okudum işte daha önce. Elimde ne zaman kült bir eser görseler bu kitapları rahmı maderlerinde okumuşlar gibi davranıp beni tahrik, tahriş ve tariz eden bir takım eşhasın şerrinden muhafaza olmak için kitaplarımı mümkünse gözlerden uzak okumayı tercih ediyorum. Yine de iş yerimdeki odama girip a “Suç ve Ceza”yı mı okuyorsun, ben bunu ilkokulda okumuştum diyen işgüzarlar (bu kelimenin tam olarak ne manaya geldiğini her zaman unuturdum) da olmuyor değil.

            Ahir zamanda oyunlar daha bir tehlikeli ve bu zamanların oyunlarında “kim kazandı?” dan çok “kim kaybetti?” sorusu revaçta. Hadi tehlikeli bir oyun oynayalım. Kimin kaybettiğinin bir önemi yok, önemli olan dostluk. Dostluk savaşlarında kimin kaybettiğinin önemi yoktur. Ne söylüyorsun sen arkadaş, derhal terk et bu sayfayı.

            Hadi bir günlük yazalım. Bakalım ne olacak? Ne olacaksa olsun da, maksat iş olsun. Soru da mı sormayalım? Bak ne güzel, neredeyse yeni yıla denk geldi bu günlük yazma merakım. Yeni yıla günlük yazarak giriyorum. Bence sağlam giriyorum. Seneye görüşürüz esprisi bile yaparım istesem. Yapanlardan ne eksiğim var.

Yayıncı ağabeylere 2018 yılı başından te sonuna kadar, istisnasız her gün yazdığım yazılardan oluşan bir günlük yollayacağım. (Vallahi şu dak[i]kaya kadar böyle bir niyetim yoktu.)  2017 yılının son birkaç günü de bonus olsun. Seneye görüşürüz!

1.01.18

İyi seneler! Ne yiyorsak onu kusuyoruz. Yeni bir şey yok mu? Vardır muhakkak. Yeni yılda ne yediğine, sana ne yedirdiklerine bağlı.

Gelecek denen şey, geçmiş zaman hayallerinin bir takım ileri gelen hergeleler tarafından kompoze edilmiş hallerinden başka bir şey değildir. Laf da laf ha! İsterseniz samimi olabiliriz. Ama sadece kağıt üstünde, lafta yani.

Alışverişe, temasa, görüşe, sese dayalı bir samimiyeti kaldıracak durumda değilim. Kusuruma bakmazsınız.

Kusura bakmayın ağzım yandı bir kere, insanları üfleyerek içiyorum. Pesimist, bedbin (laflara bak ya, karamsar desem canım çıkaracak sanki) olmaya mahal yok. Öyle her denileni olmuyoruz canım. Ama etkileniyoruz işte.

Yeni yıla ben de hemen herkes gibi büyük ikramiye bana çıksa ne yaparım diye düşünerek girdim. Bu sene büyük ikramiye 61 milyonmuş ve çeyrek bilete çıkmış. 15 milyon 250 bin tl alacak garibim. Büyük kayıp. Bana bir şey çıkmadı. Çünkü bilet almadım. Hayatım boyunca hiç piyango bileti almadım ben. Ama her zaman büyük ikramiye, orta ikramiye bazen de amorti falan hayalleri kurdum. Bilet alanlardan tek farkım benim hayallerime para ödememiş olmamdı. Piyangoya para verenlere lafım yok, haşa. Haram helal mevzuları da neyimde değil inanın bu mevzuda. Ben, işte, hiç bilet almadım ve hep büyük ikramiyenin bana çıkmasını hayal ettim hepsi bu. Millet olarak her lafı bir yere çekmeye hevesli olduğumuz için, milletten ricam benim lafımı oraya buraya çekmeyin lütfen. Bırakın birileri de apolitik eşekler gibi anırsın, ağnasın, tepinsin, oynasın, çok mu allasen? “Nikneymim “apolitik eşek” olabilir bak. Bunu beğendim. Yazı da böyle işte, oturup yazmasam çıkmayacak böyle bir şey bak. Apolitik bir eşek olmak isteğimi zihnimin karanlık bir köşesinden tutup aydınlığa çıkaramayacağım yazmasam.

Apolitik olunamayacağını biliyorum beyler, ayranınız kabarmasın hemen! Toplumu ilgilendiren bir olayın, tek tek her bireyi de ilgilendirdiğini, hatta bizatihi etkilediğini de biliyorum. Siz orada osursanız, kokusundan biz burada duramıyoruz, onu da biliyoruz. Toplu olarak oynadığınız kumarların faturasını, tek tek her birimize kesip evimize postalıyorsunuz onu da biliyoruz. Yeni nesil zehir gibi millet, her boku biliyor. Kimse bize kül yuttaramaz, kimse bize müzahrefat (bok) yediremez millet. Yeter ki trenimizi kimse elimizden almasın, yeter ki bizden bağımsız olarak seyreden bir şeyin seyrini bizden almasınlar. Seyirlik bir zevkimiz var altı üstü. Kumandamızı elimizden almasınlar yeter ki. Kumanda bizim elimizde olsun da, isterlerse topumuzu şebek etsin, oynatsınlar gam değil. Bak hele bak laflara bak! Neler de yumurtluyorum bak sen allasen!

Yeniden herkese iyi seneler!

A.Kızıltaş

ÖLÜ DERİ

Kırılmıyorum artık, yırtılıyorum. Üstümde ölü bir deri gibi duruyor insanlığım.

Sıyırıp atmak istiyorum etrafımda yapış yapış duran insanlarımı. Temizlenmek istiyorum sizden.  Arınmak istiyorum gözlerinizden, sözlerinizden.

Elinizin, kırbaç haline getirdiğiniz dilinizin altında günden güne yırtılıyorum. İnsanlığım yırtılıyor. Ne yazık ki insanlığımın altında yeni bir insanlık yok. En azından sizin tanımlayabileceğiniz, paketleyip raflara dizebileceğiniz, ücretini ödeyebileceğiniz türden bir insanlığım yok.

Yok oluyorum. Yeniden doğmasam da gücenecek değilim. Ama imkan ve zaman varsa, bir mahzuru da yoksa, bakarsın derisini bir tarafa soyup atan bir yılan gibi yoluma devam ederim. Bakarsın yok olmam. Bakarsın başarırım, başarmak denen şey her neyse artık! Bakarsın kanatlarım bile çıkar. Siz hiç uçan yılan görmediniz mi? Ben de görmedim. Bakarsın o ben olurum. Kimseyi sokmayan, sürünmeyen, kıvranmayan, uçan bir yılan olurum bakarsınız. Eğer imkansız olan bir şey yapamayacaksam niye var oldum ki? Var oluş, yaşama imkan vermeden başka ne olabilirdi ki? Siliniyorum. Çabuk çabuk yazmalıyım. Bir kere var olduktan sonra yok olmanın imkanı yok mu yoksa? Satılan mal geri alınmaz mı deniyor yoksa?

Kibarlığın kalabalıklığından yalnızlığın vahşiliğine çekiliyorum. Dilli şeytanlardan dilsiz meleklere sığınıyorum. Acıyor muyum, acıyorumdur muhakkak ama o kadar da düşünmüyorum bunu. Acıyı yeterince düşünmüyorum. İnsanlar düşünerek ölmenin bile yolunu buldular. Düşünerek bir yara kapanır mıydı? Düşünerek bir acıdan kurtulabilinir miydi? Düşünerek yırtıklarımı dikebilir miydim? Yeryüzünde bunu başaranlar var mıydı? Daha fazla yırtılmasam iyiydi! Özümle arayı bu kadar da açmayaydım iyiydi!

A. Kızıltaş

Herkes kimse

Herkes herkes hakkında bir şey duymuş, kimse kimseyi tanımamış.

insanları tanımaya çalıştım bir süre. Anlaşılmaz davranıklarında da kızdım onlara, çoğu defa içimden, bazen dışımdan.

Haksızlığa maruz kalınca çok öfkeleniyorum. Öfkem yalnızca kendimi yaralıyor. Öfkesiyle başkalarını yaralayan bir hayvan olmamak için kendi kendimi yiyorum. Bir çok defalar birilerini parçalamamak için ne büyük bir direnç gösteriyorum, ne kadar çok frene basıyorum bir bilseniz. Sonra birileri de beni iyi biri sanıyor. Halbuki sizin gibileri (onlar kendilerini biliyorlar, gene de ifade edeyim: kötüler, insana insanca yaşamayı çok görenler, işte onlar..) çıplak ellerimle parçalayabilirim. Yapmıyorum, çünkü zalim ve vahşi olmak istemiyorum. Ben insan olmak istiyorum. Bırakırsanız…

Abdulkadir Kızıltaş