Az evvel daha önce bir blog nasıl açılır hiçbir fikrim yokken, bir edebiyat dergisinde “yazarın kendi blogu” ifadesine rastladım ve ben de bir blog açmaya karar verdim. Şimdi burada bunları yazarken bu işin nereye kadar varabileceğini bilmiyorum. Fakat içimde biriken şeylerin artık bana ağır geldiğini hissediyorum. Eskiden ve hala benim durumumda olan insanların- yani içinde biriken şeylerin artık ona ağır geldiğini fark edenlerin- kimselere okutmadıkları, birinin kazara bulup okuma ihtimaline karşı en gizli köşelere sakladıkları, Allah göstermesin bulunup okunduğu takdirde ise mahcup yazarının daha da mahcup olmasına ve kıpkırmızı kesilmesine sebep olan günlüklere tevessül ettiğini hepimiz biliyoruz. Vakıa ben de ilk üniversite yıllarımda bir günlük sahibiydim. O günlükle o kadar samimi olmuştum ki, oraya yazdığım şeylerin bir gün biri tarafından bulunup okunması korkusuyla, üniversiteden mezun olmadan birkaç gün önce, şehre hakim bir tepede büyük bir ayin havasıyla ve hüzünle yaktım yazdıklarımı. Ergence bir davranış mıydı? Belki öyleydi. Şimdi o yazdığım şeyleri tekrar yazamayacağımı düşünmüyorum. Alasını da yazarım. Fakat bir zamanlar henüz “şehirleri ve kadınları” tanımayan, kalbi heyecanla çarpan, o tecrübesiz, o aşk dolu, o beş parasız üniversite öğrencisinin bir zamanlar nasıl hissettiğini ve bu hislerini nasıl dile getirdiğini şimdilerde hatırlamakta güçlük çekiyorum. O günler geldi geçti. Bende ve benim haricimde birçok şey değişti. Mesela artık yazdıklarımın görülüp, okunmasından utanmıyorum. Sözün özü buraya isteyen herkesin görebileceği bir günlük kaleme alıyorum. İsteyen okuyabilir. Darılmam söz. Peki içerik? Amaç? içerik gözlemlerimi, düşüncelerimi, hislerimi, okuduklarımı içeren oldukça samimi olacağına söz verdiğim düz yazılar, denemeler, hiç aklımda yokken ve niyet dahi etmemişken bir anda gelip yanıma oturan, parmaklarıma dokunan, çabuk beni yaz diye gözlerimin içine bakan şiir. Peki amaç? İsteyen gülebilir, isteyen hadi oradan diyebilir, isteyen ciddiye alabilir! Bir gün, bütün dünya insanlarının ortak bir hisle, merakla ve sevgiyle, ellerine alıp okuyabileceği büyük bir roman yazmak. Şimdi Oğuz Atay’ın seslendiği gibi, siz “hayali okuyucularım”, hatalı bir nükleer santralin inşası sırasında patlaması ve etrafına saçtığı radyasyonları, havaya karışıp kimyasal serpinti halinde yağmasını deneyimleyeceksiniz. Yani büyük bir hayalin temel atma törenine davetlisiniz. Elimden geldiğince düzenli bir şekilde paylaşımda bulunmaya çalışacağım. İşte ilk “yazıntı”larım ve işte siz..

Abdulkadir Kızıltaş

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s