Her ne kadar vücudunun sınırlarını zorlayıp gerilse de, esneyip uzansa da, parmaklarının ucunu değdirip kendine çekemediği, bir köşesinden tutup yakalayamadığı bir nesne gibiydi hakikat. Elinin uzandığı yerde ama ulaşamadığı bir pozisyonda duruyordu. Bunu biliyordu, çok belliydi. Uzanılan şey ile uzanan kişi arasında ikisinden birinin bir yerlere sıkışmış olmasından kaynaklanan bu durumda, bilmediği şey ise bir yerlere sıkışanın hangisi olduğuydu. Hakikat mi bir yerlere sıkışmıştı yoksa kendisi mi, işte  bunu bilmiyordu. Söz gelimi fıstığı hakikate, papağanı da hakikat arayıcısına benzetecek olursak, kafesin dışında bir yerlerde olan fıstığa kafesten dışarı başını uzatıp gagasıyla ulaşmaya çalışan bir papağan mıyız, yoksa nispeten özgür bir alana sahip olmakla birlikte, bir çatlağa ya da bir şeylerin altına düşüp sıkışan fıstığı, gagasıyla yakalayıp kavramaya çalışan bir papağan mıyız?

Abdulkadir Kızıltaş

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s