Kalem, Kelimeler ve Tanrı…

Tanrı bir zaman, henüz zamanın olmadığı bir zaman, kendi bilinmezliği içinde kaleme emretti. Yaz, dedi. Kalem harekete geçti. Büyük bir eser meydana getirildi. Adı: İnsan, Konusu: Yaratılış, Türü: Dram, Yazarı: Tanrı. Yine Tanrı’nın buyruğu üzere bu eser arştan ferşe indirildi. Tanrı’nın bir çırpıda bitirdiği bu şaheser, yer yüzünde binlerce yıldır okunmasına rağmen sonu bir türlü gelmedi. Daha kaç sayfa kaldığını kimse bilmez. Son bölüme gelindiği düşünülüyor. Her insan bu eserin içinde bir kelimedir. Saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok kelime okundu, geçildi. Eser şu an bizden bahsediyor. Yakında bizim de bahsimiz kapatılacak.

Abdulkadir Kızıltaş

 

Reklamlar

Kabus

Hayatları baştan aşağı korku, felaket, hastalık, fakirlik ve daha birçok talihsizlikle örülü insan evladının en ilginç, en trajik hallerinden biri de, bu durumlarının farkında değillermiş gibi görünmeleri, dahası ve en üzücü tarafı ise, birbirlerine gördükleri kötü rüyaları anlatıp endişeye kapılmalarıdır.

Abdulkadir Kızıltaş

Şişe

Şişeyi taşa çalarsan ne olur? Kırılır değil mi, dağılır.. İşte benim dünyamda hiçbir şey olmaz. Şişeyi taşa çalmakla şişeye hiçbir şey olmaz.  Bilakis aslına dönmeye bir adım daha yaklaşır. Şişe dediğin şey, senin dünyanda anlamını yitirir sadece. Şişeyi şişe yapan sensin, kıran da sensin. Değiştiren, yeniden yoğuran da sensin. Kendini oyalayan da sensin. Şişeye hiçbir şey olmaz kardeşim. Al işte vur taşa bak! Valla bir şey olmaz lan!.. korkma vur. Kırılırsa insan kırılır. Şişeye hiçbir şey olmaz.

Abdulkadir Kızıltaş

Gülce beş aylıkken yazdığım bir yazı (Geçmişten geleceğe bir mektup)

Otuz yaşındayım ve hayatta sadece iki tür insan tanıdım kızım. Birinci tür insan, matruşka gibi olandır. İçini ne kadar açarsan aç, ne kadar derinine inersen in, hep aynı şeyle karşılaşırsın kızım. Gittikçe küçülen aynı şeyler. İkinci tür insan ise biraz daha farklıdır. Daha öngörülemezdir. Kapağına ürpermeden elini süremezsin, içinden ne çıkacağını hiçbir zaman bilemezsin. Tedirgin eder, heyecanlandırır, umut verir, merak uyandırır, batar, öfkelendirir, neşelendirir, altüst eder insanı bu tür. Baban bu ikinci türdendi kızım. İşte otuz yaş kızım, bu anlattığım ikinci tür olan benim gibilerin kapağının açıldığı yaş olur. Çoğu boş çıkar kızım, çoğu kötü kokar, çoğu korkunç bir şaka gibidir. Çoğunun kutusu içindekinden daha değerlidir. Çok azının içindekine paha biçilemez. Benim içimden sen çıktın kızım. İlk çıktığında değerini tam olarak kavrayamadım. Büyük bir şaşkınlık yaşadım seni ilk kucağıma aldığımda. (Bu dünyaya gözünü ilk açtığın dakikalarda benim kucağımdaydın.) Her geçen gün bende değerin artıyor. Daha şimdiden benden değerlisin kızım. Kutudan tek başına da çıkmadın sen kızım. Yanında babana birçok hediyelerle geldin. Aynanın karşısına geçip senden korkmuyorum demeyi öğrettin bana mesela. Kendimle yüzleşmeyi öğrettin. Kısacası kızım sen cehennemimi söndüren su, ateş denizlerimi kurutan mavi bir güneş oldun benim için. Şimdilik bir çölün ortasındayım. Ama çok sürmez yolumu bulurum kızım.

Abdulkadir Kızıltaş