ÇAM DEVİRMEK, HEM DE KELİMELERLE

Birçoğumuzun sorunu yeterince çam devirdikten sonra biraz durup dinlenmemek, kendimizi dinlememektir.

Yok, inan ki çam devirmeye lafım yok. Hepimiz bütün o havalı pozlarımıza, dik kuyruklarımıza rağmen, batmanla çam deviren dal…aklardan başka bir şey değiliz çünkü. Bana koyan, beni müteessir eden diyeyim hadi, bu kadar çamı devirdikten sonra, biraz oturup soluklanmamak, inatla çam devirmeye devam etmektir. Geberene kadar bu böyle mi devam edecek? Durup dinlenmeyecek, kendimizle yüzleşmeyecek miyiz? Şu … kafasını dinleyemeyecek miyiz hiç? Yoksa yanlış anlaşılmasın, gerçekten çam devirmeye falan lafım yok benim. Köküne kıran mı girdi çamların, çamlara acıdığımdan mı sanki! Yeter! Ben artık yalan duymak istemiyorum. Ne kadar büyürsek büyüyelim, karşının elindekinde gözü kalan aç gözlü bir çocuktan farkımız yok.

 Kelimeler ne çabuk dökülüyor ağızdan, kalemden, klavyeden… Dikkat etmesen adamın başını belaya sokacaklar. İki ucunu birleştiremediğim düşler; yırtık, pervasız, hayasız, korkusuz kelimelerle kalakaldım. Allah iyiliğimi versin.

Abdulkadir Kızıltaş

Reklamlar

Kelimeler ve sınanmış duygular

Sınanmış ve cayır cayır yanan duyguların her zaman varlığını hissettiren yapısını çözmeye uğraştım bir süre.

Anladım ki kelimelere haksızlık ediyorduk. Kelimeler yetersiz falan değildi. Bundan daha büyük bir iftira, daha büyük bir hakaret olabilir miydi kelimelere?

Taş atıp da kolunu yormadan, artık her neresiyse, içine doğan zor bir duyguyu ifade etmekten yüksünen bir takım eşrafın ortaya attığı ve alayının da üstüne balıklama daldığı bir iftiradır kelimelerin yetersiz oluşu.

Kelimeler yetersizmiş! Yetersiz olan sensin. Senin iraden. Hayır efendim kelimeler gayet de yeterli! Her şey anlatılabilir, her şey ifade edilebilir. Yeter ki onu anlatabilecek cesaret ve samimiyet olabilsin insanda.

Siz mi? Size lafım yok efendim. Sizinle işim olmaz benim. Benim işim okuyan, düşünen insanlarla. Siz gidin para biriktirin, birbirinizi çekiştirin, iftira atın, dedikodu yapın, insanların ekmekleriyle oynayın, kulaktan dolma birkaç sözle koskoca hayatlar hakkında ahkam kesin, utanmayın, sıkılmayın, okumayın, düşünmeyin, hissetmeyin, antipati yapmayın, hayal kurmayın.

İyi ki dile dolanacak, uğraşılacak başka hayatlar var. Yoksa iyiden bir “hiç” gibi hissederdiniz kendinizi. Allah korusun, oturup kendinizi dinlemek zorunda kalır ve içinizde ne büyük bir boşluk, ne büyük bir sessizlik ve ne büyük bir karanlık taşıdığınızı fark ederdiniz.

Kendinizle yüzleşip de ne kadar boş insanlar olduğunuzu fark etmekten, böyle bir su-i akibetten muhafaza etsin Allah sizi.

Abdulkadir Kızıltaş

Kalem, Kelimeler ve Tanrı…

Tanrı bir zaman, henüz zamanın olmadığı bir zaman, kendi bilinmezliği içinde kaleme emretti. Yaz, dedi. Kalem harekete geçti. Büyük bir eser meydana getirildi. Adı: İnsan, Konusu: Yaratılış, Türü: Dram, Yazarı: Tanrı. Yine Tanrı’nın buyruğu üzere bu eser arştan ferşe indirildi. Tanrı’nın bir çırpıda bitirdiği bu şaheser, yer yüzünde binlerce yıldır okunmasına rağmen sonu bir türlü gelmedi. Daha kaç sayfa kaldığını kimse bilmez. Son bölüme gelindiği düşünülüyor. Her insan bu eserin içinde bir kelimedir. Saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok kelime okundu, geçildi. Eser şu an bizden bahsediyor. Yakında bizim de bahsimiz kapatılacak.

Abdulkadir Kızıltaş

 

Frekans

Bir insanın bazı kelimelerle yakaladığı bir frenkansı, aynı kelimelerle başkasının da yakalayabileceğini düşünmesi nedendir? Bazı kelimelerle bazıları aldanırken, yine aynı kelimeler vasıtasıyla bazılarının içine düştüğü bir aldanıştan kurtulduğu hiç mi görülmemiştir?

Abdulkadir Kızıltaş