İHSAN’A MEKTUP

Oturduk o akşam İmaret Cami külliyesinin içinde artık bulunmayan o ağacın altında, en az bizim kadar gariban ve en az bizim kadar kırık olan o bankın üstünde, hava nasıldı şimdi net hatırlamıyorum, yüzde doksan bulutluydu, yağmur yağmıyordu ama kokusu havayı sarhoş etmişti çünkü, güzeldi İhsan, bir bankın üstünde oturmak, birlikte Tanrıya inanmak, güzeldi… Belki güçlü değil ama iyi hissettiriyordu. O akşam, gelecekten korkmak da güzeldi birlikte. Geleceklerimiz o kadar da öngörülemez değildi İhsan. İkimizin ki de birbirinden  …tan olacağa benziyordu.

Ne söyleyeceğimizi bilemeden dakikalarca oturmak da güzeldi İhsan, birbirimizi hiç anlamadan anlamak da… Ben mi sana özenmiştim yoksa sen mi bana bilemedim. İkimiz de birer antika bulmuştuk. Aslında elimize birer soğuk ve paslı teneke parçası geçirmiş, antika olduklarına dair birbirimizi kandırıyorduk İhsan. Ben sana inanıyordum, karşılığında sen de bana inanıyordun. Elinde değersiz bir şeyi değerliymiş gibi tutan birinin halinden, elindeki değersiz şeyi değerli bilen bir başkası anlardı ne de olsa. Birbirimizin halinden anlıyorduk İhsan.

Solmuş, terbiyeli ve mutsuz olan gıdalar çabucak pişer ve lezzetli olurlarmış İhsan. Bizim dostluğumuz da öyleydi, çabucak pişti ve çok lezzetliydi. Çünkü ikimiz de terbiyeli çocuklardık İhsan, her önüne gelen bizi terbiye etmişti, iyice solmuştuk ve çok mutsuzduk.

Birileri bizi pişirip yedi İhsan. Aynı kazanda piştik, ayrı tabaklarda servis edildik. Sen bir …çocuğunun ağzının suyu akarak çatalını sırtına batırdığı “her zamankinden”i, oldun, ben de bir başkasının. Bizi her gün dirhem dirhem yediler. Kimsenin boğazında kalacağımız da yoktu İhsan. Hakkı değil, bizzat kendisi yenen kullardık biz. Durumumuz tam Allahlıktı.

Sevgiler…

Abdulkadir Kızıltaş

Reklamlar

Gülce beş aylıkken yazdığım bir yazı (Geçmişten geleceğe bir mektup)

Otuz yaşındayım ve hayatta sadece iki tür insan tanıdım kızım. Birinci tür insan, matruşka gibi olandır. İçini ne kadar açarsan aç, ne kadar derinine inersen in, hep aynı şeyle karşılaşırsın kızım. Gittikçe küçülen aynı şeyler. İkinci tür insan ise biraz daha farklıdır. Daha öngörülemezdir. Kapağına ürpermeden elini süremezsin, içinden ne çıkacağını hiçbir zaman bilemezsin. Tedirgin eder, heyecanlandırır, umut verir, merak uyandırır, batar, öfkelendirir, neşelendirir, altüst eder insanı bu tür. Baban bu ikinci türdendi kızım. İşte otuz yaş kızım, bu anlattığım ikinci tür olan benim gibilerin kapağının açıldığı yaş olur. Çoğu boş çıkar kızım, çoğu kötü kokar, çoğu korkunç bir şaka gibidir. Çoğunun kutusu içindekinden daha değerlidir. Çok azının içindekine paha biçilemez. Benim içimden sen çıktın kızım. İlk çıktığında değerini tam olarak kavrayamadım. Büyük bir şaşkınlık yaşadım seni ilk kucağıma aldığımda. (Bu dünyaya gözünü ilk açtığın dakikalarda benim kucağımdaydın.) Her geçen gün bende değerin artıyor. Daha şimdiden benden değerlisin kızım. Kutudan tek başına da çıkmadın sen kızım. Yanında babana birçok hediyelerle geldin. Aynanın karşısına geçip senden korkmuyorum demeyi öğrettin bana mesela. Kendimle yüzleşmeyi öğrettin. Kısacası kızım sen cehennemimi söndüren su, ateş denizlerimi kurutan mavi bir güneş oldun benim için. Şimdilik bir çölün ortasındayım. Ama çok sürmez yolumu bulurum kızım.

Abdulkadir Kızıltaş